28. Mart 2016 · 1 comment · Categories: Genel

20 Mart 2014’de, İstanbul büyük şehir belediyesi eş başkan adaylarından Pınar Aydınlar’ın, Facebook’da ki paylaşımlarının içinde Newroz etkinliğiyle ilgili propaganda afişi vardı. Afiş, BDP ve HDP İstanbul il örgütlerine aitti. Afişin ilginç yanı ilk defa Kürtçeden başka Zazacanın da aynı afişte kullanılıyor olmasıydı.

Kürtçüler, Kürt milliyetçileri, Kürtçeyle Zazaca aynı dil ve Kürtlerle Zazalar aynı halk deyip duruyorlardı. Peki bu halklar aynı halksa, dilleri de aynı dilse, ne diye her iki dili de aynı afişte kullandılar ?

Kürt milliyetçilerinin, Zaza halkından elde ettikleri devşirme ve misyonerler, öyle-böyle değil tuğla gibi büyük Kürtçe-Zazaca sözlükler yayınlamışlar. Bu koca koca sözlükleri yayınladıktan sonra iki dil aynı dildir ve/veya Zazaca Kürtçenin lehçesidir diyecek kadar alçalmışlardır.

Anlaşılan Kürt milliyetçileri, Zaza halkını eskisi gibi aldatamayacaklar. Görünen bunun en somut örneğidir. Bunda Zaza aydınlarının, çabalarının çok büyük etkisi vardır.

Avrupa’da son otuz yıldır değişik zamanlarda ve değişik isimler altında yayınlanan Zazaca ya da Zaza halkına hitap eden dergilerin önemi büyüktür. Bu dergiler birbirinden kopuk da olsa etkileri günümüze kadar sürüp geldi. Dahası bunlar aralarında ciddi tartışmalar yaşamış olsa da gene hepsi kendi ölçüsünde Zaza davasına katkıları oldu. Bu çalışmaların Avrupa’ya gitmek zorunda kalmış dar aydın çevrelerden oluştuğunu söyleyebiliriz..

Zaza aydınlarının çok önemli bir özelliği dilbilimcilerin çalışmalarına, daha geniş anlamıyla bilimsel çalışmalara çok büyük önem vermiş olmalarıdır. Söz konusu aydınlar Avrupa’nın demokratik ve bilimsel ortamından yararlanarak kendi halklarının etnik kimliği, dili, tarihi gelişimi konularında bilgi sahibi oldular ve bu bilgilerini dergileri aracılığıyla kamuoyuna açıkladılar.

Zaza yurtsever aydınlarının üzerinde durdukları en önemli nokta, Zazacanın başlı başına bağımsız bir dil olduğu konusuydu. Aydınları asıl saflaşmaya götüren konu burada düğümleniyordu. Avrupa’da ki dergiler belli periyotlarda yayınlar yaptıktan sonra yayınlarını sonlandırdılar.

Ancak bir kez ateş tutuşturulmuştu, Avrupa’da tutuşturulan ateş Anadolu’ya da geçti. Anadolu, tutuşturulmuş olan bu ateşi yangına dönüştürüp körükleme yolunu tuttu. İstanbul’da, Bingöl’de Zaza-der’ler kuruldu. Demokratik Zaza Halk Hareketi kuruldu, Zaza Platformu kuruldu. Bu isimler altında 20 Ekim 2012’de Tünel’de toplanılarak Taksim’e yüründü ve Taksim’de tarihi Zaza mitingi yapıldı. Önceden üzerinde tartışılıp geniş bir mutabakatla hazırlanmış olan deklarasyon Türkçe ve Zazaca olarak kamuoyuna okundu.

Halk kendi tarihinde ilk defa sokağa çıkıp, kamusal alanda demokratik hak ve özgürlüklerini talep etti. TRT televizyonu geldi, mitingin filmini çekti ve kısa da olsa söyleşiler yapıp bunları yayınladı. Zaza-der’de doğrudan mitinge resmi düzeyde katılmamış olmasına rağmen bir ekip gönderip film ve fotoğraflar çektirmişti. Genel olarak mitingde bol-bol film, fotoğraflar çekildi ve bunlar sosyal medyada yaygın bir biçimde paylaşıldı. Zaten miting büyük ölçüde sosyal medya üzerinden yürütülen çalışmalarla örgütlenmişti. Ayrıca, mitinge yakın günlerde Yol TV’de bir hafta, on gün gibi bir zaman reklam döndürülmüştü.

Kurulan platformlarımız, İstanbul’un birçok yerinde Halkların Anayasası Bileşenleri, Aka-der  gibi dostlarıyla yan yana gelerek konularında paneller düzenlemişti. Platform olarak 02/Aralık/2012’de Kadıköy Halk eğitim merkezinde ortak düzenlenmiş olan konsere örgütlü olarak ve standımızla, sanatçımızın (Raber Diler) ana dilde yaptığı müzik dinletisiyle katıldık. 21 Şubat 2013’de geniş bir halklar platformu içinde yer alarak Taksim’den Galatasaray Lisesi’ne yürüyüşümüzle dünya ana dil günü kutlamalarında etkin olarak yer aldık.

Aynı dil etkinlikleri çerçevesinde Zaza-der, 22 Şubat 2013’de Bilgi Üniversitesi’nde bir kutlama programı gerçekleştirdi. Bu programda, ana dilde tiyatro, ana dil konusunu işleyen film gösterimi, ana dilde müzik dinletisi, ana dilde sunumlar ve söyleşiler yapıldı.

Zaza-der, Aka-der, Mektebe zazaki gibi kurumlardan başka, İstanbul, Erzincan, Eskişehir ve başka bazı illerde çeşitli kurumlar altında anadilde dersler verilmeye başlandı.

20 Ekim 2012 Taksim mitinginden sonra Diyarbakır’da Zazana dergisi yayın hayatına başladı. Zazana dergisi, Zaza halkının yaşadığı il ve ilçeleri tek-tek dolaşarak çarşı-pazarda stantlar kurdu. Hem derginin tanıtımını yaptı hem de halka Zaza davasında mücadelenin verildiğini gösterdi.  Bunlardan çok çok önce Çermik’de bir Zaza müzesinin kurulmuş olması kültürel ve otantik çalışmaları da Zaza kültürüne, diline, tarihine, etnik kimliğine önemli katkılar sağlıyordu.

Mayıs 2013’de Bingöl’de kurulan Zaza Dil Kültür ve Tarih Derneği, 19-20 Ekim 2013’de Zaza dil festivaline ev sahipliği yapmış ve festival, İstanbul Zaza-Der ve Almanya’da faaliyet gösteren Zaza Gemeinde in Deutschland’ ın ( Zaza Cemaatı) da katılımıyla üçlü yapı tarafından organize edilmiştir. Burada dayanışma, birlik-beraberlik çok güzel bir örnek oldu.

Dersim (Mamekiye) de Kırmanciye Kültür Merkezi’nin kurulması ve 01 Şubat 2014’de Suriye halkıyla dayanışma mitingi yapması, orada son dönemin önemli toplumsal, yerel, etnik özellik taşıyan bir eylemiydi. Bu harekette diğer hareketler gibi dil, kültür, inanç, etnik kimlik gibi konuları öne alıyordu.

Mardin Artuklu Üniversitesi’nde ki Kürt milliyetçileri Zazacayı Kürtçenin lehçesi olduğu tezini işliyor ve resmi kurumları böyle davranmaya itiyordu. Bingöl Üniversitesi bu konuda daha esnek, daha yapıcı duruyordu. Kürt milliyetçilerinin etkisi altındaki Mardin Artuklu Üniversitesi kendi anlayışı gereği orta öğretim okullarında önleyemediği Zazaca seçmeli dil derslerini bu defa lehçe yapıp Kürtçenin boyunduruğu altına sokup ezmeye çalışmıştı.

İtirazlar sonucu Milli Eğitim Bakanı Bingöl’de, 12/12/2012 tarihinde yaptığı açıklamayla Zazacanın gelecek yıl bağımsız bir dil olarak mütaala edileceğini açıklamıştı. Ancak ilgili bakanın kabine revizyonunda değiştirilmesi o süreci sekteye uğrattı. Bu açıklamaya en çok karşı duran ve çılgına dönen Zaza kürdü olduğunu iddia eden Bingöl BDP milletvekili Baluken ve etrafındakiler olmuştu.  Zaten bu çevre, Zaza halkıyla ilgili atılan en küçük demokratik bir adıma dahi tahammül edemiyorlardı.

Bingöl Üniversitesi, Zazaca konusunda yaptığı sempozyumlara, Zaza diline çeşitli açılardan bakan aydınları-akademisyenleri çağırıp son derece güzel çalışmalar yapmıştı. Bu dönemde Zaza dili açısından çok önemli akademik bir şahsiyet, Almanya’dan Tunceli Üniversitesine davet ediliyor ve çalışmalara başlaması sağlanıyordu. Bu akademisyenimiz Zaza dili konusunun en önemli uzmanı, formasyon sahibi Dr. Zılfi Selcan’dı.

Gerek akademik olaylar, gerek dernekler, gerek dergiler, gerekse halk hareketleri yaptıkları çalışmalarla birbirlerini etkileyip, etkilenmekte ve ağır-ağır ilerleme sağlamaktadırlar

Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinde çeşitli örgütlenmeler, cemaatlar ortaya çıkmış ve bunlarda çalışmalarını sürdürmektedirler. FDG’nin de siyasal duruşu bir yana, daha doğrusu siyasal duruşunu ben anlayabilmiş değilim, etnik kimlik, dil, kültür, inanç, gelenekler konusunda ki çalışmaları çok önemlidir. FDG’nin 1938’le yüzleşme çalışmaları, idam edilen Dersim önderlerinin akibetlerinin açıklanmasını istemesi ve Elazığ’a kadar gelip etkinlikler düzenlemesi, Avrupa’da her yıl kitlesel katılımlı festivaller düzenlemesi çok önemli gelişmelerdir. Bu federasyon yaptığı çalışmalarla, Dersim’de bir ayağı olan siyasal hareketlerin, Dersim’le ilgili etnik kimlik, dil, inanç gibi konularda tutum almasına yol açmıştır. CHP Dersim milletvekili Hüseyin Aygün’ün kendi partisine ters düşme pahasına da olsa Etnik kimlik, dil, kültür, gelenekler konularında açıklamalar-çalışmalar yapması, etkinliklere katılması çok önemlidir.

Sosyal medyanın çalışmalarını da küçümsememek gerekir. Oda bu alanda mücadele eden insanları bir araya getiriyor. Sosyal medyayı daha yaygın ve daha etkin kullanmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Çalışmalara dikkat edersek milli mücadele gelenekleri açısından zayıf, sanayileşmesini gerçekleştirememiş, kendi kendisini yönetememiş, dili eğitim dili olamamış, dili-kültürü kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, geri bir toplumsal yapı üzerinde ulusal-demokratik bir mücadele veriliyor ve bu mücadelede çağdaş-uygar yöntemlere başvuruluyordu. Bu çok olumlu bir noktadır.

Öncelikle, dil, kimlik, kültür, inanç, vicdan, adalet, hak, hukuk, ana dilde eğitim-öğretim, yazılı-sözlü medya, televizyon-radyo yayınları gibi yaygın-örgün günün iletişim olanakları haklarını elde etmek gerekiyor. Bu haklar, aydınlarımızın genel olarak üzerinde mutabık kaldığı haklardır. Bunlardan daha ileri talepler yerel yönetimlere daha özerk (öz yönetim olanağı gibi) bir konum istemek olabilir. Söz konusu bütün taleplerimizin anayasal düzenlemeyle güvenceye alınmasını istiyoruz. Çalışmaları, şiddet içermeyen barışçıl-demokratik yollardan ve halk kitlelerine dayanarak yürütmek gerekiyor.

Halk, milli değerleri öne alan mezra, köy, nahiye, kasaba ve şehirde komite ve konseyler biçiminde örgütlenmelidir. Şu ana kadar insanlığın öğrendiği evrensel demokrasi değerlerini, insani değerler bütününü merkezine almalıdır. Hem yukarıdan aşağıya, hem aşağıdan yukarıya doğru, yem yatay, hem dikey işleyen gelişkin demokratik ve şeffaf bir örgütlenme biçimi hayata geçirilmelidir. Örgütlülükte yer alan bütün üyeler, daha doğrusu halk söz ve karar sahibi olmalıdır. Kişi diktatörlüğü, kişi despotizmi, kişi tapınıcılığı, değişmez şef anlayışlarına düşülmemelidir. Bu örgütlenmelerde dilin, kültürün, eğitimin, geleneklerin, ekonominin, çeşitli biçimlerde (üretici-tüketici) kooperatifleşmenin, halk sağlığının, halk güvenliğinin, bilimin, teknolojinin vb. geliştirilmesine özel önem verilmelidir.

Toplumsal örgütlenme ve mücadelede en üst örgüt biçimi parti örgütüdür. Ancak parti toplumdan ve onun yukarıda saydığımız örgütlerinden ve amaçlarından kopuk olamaz. Bütün bu örgüt biçimleri birbirlerini besleyen bir karekterde olmalıdırlar. Milli mücadelede, başka halkların değerlerine ve onların yaşam alanlarındaki egemenliklerine saldırmak değil, kendi kimliğini başka kimliklerin saldırısından korumak amaçlanmalıdır. Halkın ulusal-demokratik haklarını kabul eden ve onaylayan kişi, kurum, ülke, halk kimler olursa olsun onlarla dostluk ve dayanışma içinde olunmalıdır. Bu konuda bilgi sahibi olmayan kesimleri bilgi sahibi yapıp, konularımızda doğru tutum almalarını sağlamak gerekiyor.

Fakat Anadolu’da hala istenen örgütlülük sağlanabilmiş değil. O konuda sancılar var. Ancak bir defa eşik aşılmış ve geri dönülemez bir yola girilmiştir. Yıllar öncesinden aydınların tutuşturduğu yangın sürüyor ve bu yangın gerçeğin, gerçeğe ulaşmanın, gerçeği yakalamanın yangınıdır, bu yangını körükleyeceğiz, büyüteceğiz.

İşte asimilasyoncu, inkarcı, imhacı Kürt milliyetçi hareketinin korkusunu ve paniğini buralarda aramak gerekir. Yukarıda kısmen yazdığımız olaylar, bu çevreyi Zaza dilini kullanmaya itiyor. Yıllarca devlette Kürtçe diye bir dil yoktur, o dil Türkçenin lehçesidir diyordu, Kürt diye bir şey yok onlar dağ Türkü’dür, dağda kar üzerinde yürürken kart-kurt sesleri çıkarıyorlardı ondan onlara böyle isim veriliyor diyordu. Ancak bu günlerde aynı devlet TRT kanalında bir Kürt televizyonu kurmuş durumda. İşte Kürt milliyetçilerinin yaşadıkları da aynı böyle bir şeydir. Onun içindir ki afişlerinde Kürtçeden başka birde Zazaca kullanmışlar.

Recep Gül – 21/Mart/2014

1 Yorum

  1. Proleter Demokrasi

    Çok güzel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir