Fransa’da Dersim adına meclis kur o meclisin protokol masasına dört kişiyi koy, karşına da on beş kişiyi al fotoğrafı tamamla. Bu meclis Fransa’nın meclisi mi ? Dersim’in meclisi mi ? yoksa senin kişisel meclisin mi ?

 

Bir defa şu tartıştığımız konularda çaba gösteren bütün taraflarla (FDG ya da Meclis gibi) eşit mesafedeyim. Bunu açıkça ortaya koyayım.

 

2 Mayıs 2016’ da isim kullanmadan sizi eleştirdim. Siz ne yaptınız ? cevap vermek yerine sessiz kaldınız. Biriniz de ben de ekliyken engel koydunuz. Böyle yaparsanız meclis demokrasisini kuramazsınız.

 

Yazımda size küfür ettim mi ? hakaret ettim mi? şiddet öğesi kulandım mı ? hayır kullanmadım. Bunlar varsa söyleyin bende bileyim. Tam tersine yazı arkadaşlar tarafından tamamen doğal karşılandı.

 

Meclis nedir ? nasıl olmalıdır ? işlevi nedir ?

Ben kendimi bildim bileli Türkiye’de faşizm var deniliyor. O faşizmin de bir meclisi var. O mecliste değişik partilere mensup milletvekilleri var. Zaman zaman bunlar kavga etmektedirler. Zaman zaman uzlaşmaktadırlar. Ama bir üye bir soru sordu mu o sorunun muhatabı ne cevap verecekse onun cevabını vermektedir.

 

Biz sivil insanlar yani halk olarak o TBMM’nin başında ya da sonunda olan birisini eleştirdiğimizde, soru sorduğumuzda bizi vatandaşlıktan çıkarıyor mu ? Hayır çıkarmıyor vatandaşlık hakkımız devam ediyor. Sizin yaptığınız ne dışlamak. İşte sizin demokrasinizde dışlama demokrasisi.

 

HDP eş genel başkanı Rojava olaylarından dolayı halkı ayaklanmaya çağırdı. O olaylarda elliye yakın insan öldü ama Demirtaş hala mecliste çalışma yapan bir üye durumunda. Birkaç tanesinin dokunulmazlıkları kaldırılmak isteniyor ama kendisine karşı silaha sarılan her rejim muhalefetini ezer. Ama ezmediler onlar hala kendilerini konuşturuyorlar. Sizin yaptığınız şiddet içermemekle beraber onların (TBMM’nin) daha kötüsüdür. Senin meclisin senin babanın çiftliği demek ki kafana göre gidiyorsun.

 

Bu anlattığım iktidar-meclis faşist bir yapıdır. Bizler (ben kendimi Marksist olarak görüyorum ve toplumun değişik katmanlarıyla asgari-müşterekte bir araya gelirim) en azından demokrat kişileriz, insan haklarını, özgürlükleri, çoğulculuğu savunuyoruz. Bizlerin onların ilerisinde olmamız gerekmiyor mu ?

 

Belli ki sizin meclisin bileşimi seçimle ortaya çıkmıyor ama bu konuda mücadele edenleri bir araya getiren bir platform olabilir. Yapılan şeye karşı olduğum için söylemiyorum niyetler belirsiz, yöntem hatalı diyorum.

 

Siz benden daha iyi bilirsiniz Avrupa’da bu konuda yıllarca çalışma yapmış, teori üretmiş, pratiğe girmiş bir çok insan var bunları o meclis bileşimine neden almıyorsunuz ? Türkiye’den bir kişiyi çağırdığınız anlaşılıyor. Peki çalışma yapacak başka kişiler yok muydu ?

 

Fransa’da bu konuda öncelik yapan arkadaşın sayfasına bir çok yorum bırakıyorum yorumlarımı siliyor. Meclis çalışmalarıyla ilgili etiketleme yapıyor onu onaylıyorum. Neden onaylıyorum madem bir şeyler yapmak istiyorlar onay vereyim diyorum. Yoksa Avrupa’da son günlerde oluşmuş bölünmelerin tarafı değilim.

 

Benim sizden bir menfaat beklediğim yok, ben hayatta ekmeğimi alın terimle kazanıp da yaşadım. Sen bende ekli olsan ne olacak olmasan olacak ? Bana engel koyuyorsun Dersim % 1000 Ermeni diyen kişiye yazı yazıp saygılarını sunuyorsun. Bunu yaptığın zaman senin niyetini sorgularım. Ermeniler için çalışıyor derim. Fotoğraf da öyle görülüyor.

 

Türkiye’den çağırdığın kişi Ermeniler için kitap yazıyor, film çeviriyor. Saygı duyduğun Ermeni kişide Dersim’i olduğu gibi Ermeni yapmaya çalışıyor. O nedenle meclisinize kuşkuyla bakmak zorundayım.

 

Senin ilgili paylaşımına bıraktığım yorumları kaldırdığın için kendi sayfamda olayları yazmak zorunda kalıyorum. Haksız olduğun açıkça ortada olduğu için cevap vermeden kaçıyorsun. Yani meclis kuracak adam demokrat olması lazım farklılıklara toleranslı olması lazım.

 

Dersim meclisi kurulursa kimin için çalışacağını açıklamak zorundadır. Ermeni kimliği için mi Kırmanc-zaza kimliği için mi ?

 

Daha önceki yazımda hassasiyetlerimi yazdım burada tekrar etmek istemiyorum.

 

Garip olan bir şey daha var oda Dersim zaza konusunda öne çıkan kişilerde Ermenicilik sevdası. Hakkı Çimen’in son birkaç yıldır Mesut keskin’e yönelttiği eleştiriler var. Buna göre Zaza dil ve alfabe uzmanı görülen Mesut Keskin maddi imkanlar nedeniyle Ermenistan ve Diyasporaya çalışıyor. Mesut bu konuda tartışmaktan özellikle kaçınıyor. Yazılarında Zazacanın içinde çok sayıda Hemşin Ermenicesi kelimelerinin olduğunu ileri sürerek Zazacanın dolaylı olarak, ima yoluyla Hemşin Ermenicesinin bir lehçesi gibi göstermeye çalıştığı belirtiliyor. Hakkı Çimen’e göre bizim halkın parası-pulu, imkanları olmadığı için bu kişiler parası-pulu, imkanları olan kişilere yaklaşıyorlar. Hakkı Çimen’in iddialarına göre Mesut Keskin Ermenistan’a giderek özel ilişkiler de başlatmıştır. Daha da garibi Mesut İstanbul Zaza-der’e gediyor Zazaca alfabe sunumu yapıyor.

 

Mesut’un böyle bir eğilim içinde olabileceğini tahmin etmiyordum. Hakkı Çimen’in yazısını paylaşan sayfayla konuşup kaldırtmıştık. Fakat Mesut ve yanına aldığı iki kişiyle birlikte kurdukları gizli grupta fanatik Ermenilere ait Der Simon uydurmalarını paylaşıp insanları bunun altında tartıştırmaya çalıştığında Mesut’u eleştirdim. Açıkça söyleyemediğin şeyleri başkalarının üzerinden söylemeye çalışıyorsun dedim. Mesut’un yanına aldığı elemanlar tamamen Ermeni sevdalısıydılar. Onların paylaşımını uzun bir yazıyla eleştirdim. Eleştirince beni gruplarından çıkardılar. Anlaşılan Dersim’de Ermenicilik açıkça oynanamıyor böyle yan yollara baş vurularak oynanılıyor.

 

Kesin olan bir şey var ki Ermenistan’da, Ermeni diyasporası da Dersim-kırmanc-zaza kimliğinin üzerine saldırmak için kesenin ağzını sonuna kadar açtığı anlaşılıyor. Bunu yaparken Dersim konusunda ya da Dersim kökenli olanlar arasında öne çıkmış kişileri ele alarak onları besleyerek yapıyorlar.

 

Ermeni diyasporasının bütçesi, imkanları çok büyük. Türkiye G-20 nin içine girmiş olan bir ülkedir. Yani Türkiye dünyanın gelişmiş en yüksek 20 ekonomisinin içindedir. Bunun diğer ayakları da var askeri – politik vb. gibi. ABD başkanının 24 Nisan’da söyleyeceği bir söz için her iki tarafta bastırıyor güçler adeta kafa kafaya geliyor. ABD başkanı en sonunda stratejik ortağı olan bu ülkeyi üzmemek için orta yolu gösteren bir açıklama yapıp geçiyor.

 

Demek ki diyaspora hem maddi olarak güçlü hem dünya parlamentolarında, başkanlarının, cumhurbaşkanlarının, dünya bürokrasinin nezdinde de güçlü.

 

Öyle bir güç ki Yugoslavya’da insanlığa karşı işlenen suçlardan dolayı yargılama yapılırken, diyasporanın müdahalesiyle Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ve çevresinde insanlığa karşı işlediği suçlar ört bas edildi.

 

Ermeniler, dilimizden, kimliğimizden, dinimizden, adımızdan vurulduk diyorlar. Ben de dilimden vuruldum, ben de dinimden vuruldum, ben de kimliğimden vuruldum, ben de adımdam vuruldum. 1937-1938 soykırımında katledilip sürülmeseydik adım böyle olmayacaktı Ali olan babamın adında olduğu gibi Dersim’i bir ad olacaktı. Sürüldükten sonra bizler dinimizi değiştirmek zorunda kaldık, adımızı değiştirmek zorunda kaldık. Kendi derdimizi bıraktık alemin derdine derman olmaya çalıştık olacak şey değil. Ermeniler Suriye çöllerine sürüldüyse bizler de Türkiye çöllerine sürüldük. Onlar adından vurulduysa bizde adımızdan vurulduk. Biz derdimizi anlatmaya çalıştığımız zaman milliyetçilikle suçlanıyoruz, Ermeniler derdini anlattığında doğal karşılanıyor. Halbuki bizler onlardan daha beter olduk.

 

O uyanık Ermeniler kendi kimliklerini biz aptal gördüğü Dersim’lilere giydirmeye çalışıyorlar. Kendilerini aydın zanneden bazı kişiler de buna çanak tutuyorlar.

 

Beyoğlu’nda kurulu Dersim Ermenileri derneği yöneticisi Dersim’in % 75 Ermeni olduğunu söylüyor. İstanbul’da Patrik vekili Ateşyan % 90 olduğunu söylüyor, Sarkis Hatspanian % 1000 olduğunu söylüyor. İşte el birliğiyle kimliğimizin üzerine saldırıyorlar.

 

Dernek başkanı Mihran Pırgıç ya da Mirhan geçtiğimiz yıllarda Ermenistan’dan bir Ermeni grubunu getirip Dersim köylerinde gezdiriyor. Kendi blog sayfalarında ki anlatımlarına göre halk Ermenileri görünce gözleri parlamış, adeta kendilerinden geçmiş. Böylece Dersim halkının ‘’mutlak bir şekilde Ermeni olduğunu’’ anlamışlar. Evladım Dersim halkı bu Dersim’e kim gelirse gelsin sevgiyle bakar, misafir eder. Neymiş halk bir şey söylemiyormuş ama gözlerinin içi parlıyormuş.

 

Dernek başkanı Mihran Ermeni olduğunu iddia ettiği Dersim’e gidiyor 24 Nisan’ın yıl dönümünde program yapmaya kalkıyor. Dersim merkezde yer altı çarşısının üstünde programını yapıyor. İstanbul’dan dernek yöneticileri, Yunanistan’dan gelen Ermeni misafirler ve DHF temcileri katılıyor 7-8 kişiyle programı gerçekleştiriyorlar. Mirhan Programın sonunda orada yoldan geçen birkaç kişiye karanfil dağıtıyor etkinlik bitiyor. Dersim halkı bütün etkinliklere kitleler halinde katılırken bu etkinliğe neden katılmıyor ? cevabı çok basitte ondan çünkü Ermeni değil. Mihran Ermenistan’a gidip uzun uzun kalıyor. Turistik kalma değil orada hem maddi hem derin ilişkiler kurduğu besbelli.

 

 

Sarkis Hatspanian’da Ermenistan’dan kadınları göndereceğini ve Kırmancki-zazaki konuşan çocuklara Ermenice öğreteceğini söylüyor. Bu hareketler dostluk, kardeşlik hareketleri değildir. Halkımızı asimilasyon, inkar ve imha etme hareketleridir.

 

Bütün çabamız halkımızın kendi dilinde eğitim-öğretim almasıdır. Kimin dili neyse o dilde eğitim almasını isteriz. Eğer halk Kırmanc-zaza ise o dilde eğitim almalıdır. En azından kendi dilini öğretici araçlar yaratılmalıdır. Ermenilerin Osmanlıdan beri ilk, orta, kolej gibi okulları var onlar zaten kendi dillerinde eğitim alıyorlar. İnsanlık, kendi dilinde eğitim alamayanların kendi dillerini öğrenmelerini, geliştirmelerini sağlamayı gerektiriyor.

 

Siz aydınlara soruyorum neden Ermeniler için çalışıyorsunuz da yok olmak üzere olan bizim kimliğimiz için çalışmıyorsunuz ? Bizim maddi imkanlarımız yok da onların imkanları var diye mi ?

 

İnsan hakları, demokrasi, özgürlükler, çoğulculuk maddi imkanlara dayandırılır mı ? Bu işleri maddiyat için yapıyorsanız demokrasiden, çoğulculuktan, insan haklarından, özgürlüklerden hiç bahsetmeyin.

 

O kadar insafsızlık yaşanıyor ki Dersim’i uçağıyla vuran Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğunu ileri sürerek –ki olabilir de- Sabiha Gökçen’in adını Xatun Sebilciyan olarak değiştirilmesini öneriyor. Tıklayın Google’yi bakın bu konuda neler olduğunu görün. Dedelerimizi, ninelerimizi, köylerimizi, vatanımızı uçağıyla vuran kişinin adının bir yere verilmesini hangi aydın savunabilir ? Üstelik de Dersim aydını olacak.

 

Dersim’i vuran kim olursa olsun karşısındayız, ne şu ne bu hiç fark etmez. Dersim soykırımı bir devlet operasyonudur. En yukarıdan en aşağıya kadar devletin bütün katları bu soykırımdan sorumludur. Devleti bir bütün olarak eleştirdik ama Türk ve diğer halklarla dost olduk. Ermeni milliyetçileri gibi Türk halkına karşı düşmanlık yapmadık.

 

Dikkat edin Fransa’da Dersim meclisini kuran arkadaşlara düşman değilim, kin gütmüyorum, küfretmiyorum, tehdit, şiddet söz konusu olamaz ama demokratik eleştiri hakkımı kullanıyorum. Merak ettiğim şeyler konusunda soru soruyorum kendilerinin cevaplamalarını ve bizleri aydınlatmalarını rica ediyorum.

 

Değerli bir arkadaş da bizlerin bel altından vurduğumuzu ve solun eski hastalıklarını taşıdığımızı yazmış. Hiç alakası yok iyi bir şey yapanı destekleriz ama iyi bir şey yapıyor görünüp kötü bir şey yapanı eleştiririz.

 

4 Mayıs 1937’nin işaret ettiği o kanlı günde bütün soykırım şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Recep Gül – 08-05-2016

zaza_dialectsmapZazaların Kürt milliyetçileri tarafından dili, kültürü, tarihi ve ülkesiyle birlikte inkar edilmesinin, Türk milliyetçiliğinin Kürt versiyonu olduğunu defalarca yazdık, söyledik. Kürt aydınlarına, demokrat, sosyalist olduğunu söyleyen parti ve kurumlarına yaptığımız çağrılar cevapsız kaldı.

Zazaların Kürt, Zazaca´nın da Kürtçe´nin lehçesi olduğu tezi katı bir inatla savunuldu. Çağrı ve önerilerimize olumlu cevap vermek bir yana, aksine düşman ilan edildik. Sağ´dan-Sol´a, dincisinden-laigine bütün Kürt parti ve aydınları Zazalar konusunda hemfikirdirler. Aralarında nüans farkı bile yoktur.

Biz yine de umudumuzu yitirmedik.
Ülkesi parçalanıp işgal edilmiş, dili-kültürü yasaklanmış bir halkın aydınlarının er-geç bizi anlayacağını, yanlışda ısrar edilmeyeceğini düşündük.

Bazen bir musibet, bin nasihatden iyidir.
Güney Kürdistan´da Kürtler devletleştiler. Aslında Irak´ın kurulmasından itibaren Kürtler az ya da çok siyasi otoriteye sahiplerdi. Körfez savaşından sonra da Federal Irak´ın ana bileşeni haline geldiler.

Kürtler açısından devrim niteliginde bir gelişme. Kürt devletinin ABD ve öteki Batı ülkeleriyle ilişkilerini eleştirmek adına Kürtlerin devletleşmesine karşı çıkmak kabul edilemez. Her ulus gibi

Kürtlerin de kendilerini yönetme hakkı vardır.
Ulusal kurtuluş mücadelesi vermiş halkların kurduğu yönetimin işgal rejimlerinden farklı olması beklenir.

Kürt devleti kurumlaştıkca Ortadoğu´da ki gerici devletlere benzemeye başladı. Önce erkek egemen yüzünü gösterdi. Erkekler için çok eşliliği teminat altına aldı. Kürtçe dışındaki dillerin-(öcelikle Goranca´nın)- asimilasyon süreci hızlandı. Kürtlerin devletleşmesi Goranların ulusal yaşamında olumlu anlamda bir değişiklik yapmadı.

Goranca Kürtçe´nin lehçesi sayıldığından Goranlara okulda, basın-yayında, devlet kurumlarında Kürtçe (-Sorani-) mecbur kılınmıştır.
Lehçe teorisinin birinci sonucu budur.

Aynı tehlikeyle Kurmanclar da karşı karşıyadır. Soran milliyetçileri başlangıçtan beri Kurmancinin eğitim-öğretim dili olmasına karşı çıkmışlardır. Dahada ileri giderek Kurmancinin yaygınlaştırılması talebinin ardında „Arap parmağı“ aramışlardı. Ne var ki Kurmanclar politik ve askeri alanda örgütlü olduklarından pek birşey yapamamışlardı.

Lehçe teorisi Kurmancların da başına bela oldu. Soran milliyetcileri, Sorani ve Kurmanci bir dilin lehçeleri ise tek dil yaratılmalıdır diyorlardı. Önce Sormanci diye yapay bir dil oluşturmak istediler. Olmadı. Gerçek hayatda temeli olmayan şeyleri uygulamak zordur.
Sonunda tel dilde karar kıldılar.

Okularda Kurmanci egitimi yasaklamışlar. Gerisi gelecektir.
Kuzeyli Kurmanclar ah-vah ediyorlar.
Boşunadır. Tutarsızlıktır.

Farklı dilleri bir dilin lehçesi derekesine düşürdügünüzde, -hele burası demokrasiden nasibini almamış Ortadoğu ise-, Kürt olsun, Türk olsun fark etmez, sonuçta aynı yola girilir. Güçlü olan, ötekini dıştalar. Yasaklar. Bugün yap(a)mazsa, yarın yapar.
Kendi kazdığınız kuyuya düştünüz.

Yanlışlığı teorik ve pratik olarak görülmüş tezlerinizde ısrar etmeyin.

Lehçe teorisinin size de bir yararı yok.
Kürdistan kurulsun, Zazaca da özgür olur diyenler biraz düşünmelidirler. Bir halk kendi kurumlarını kurup, özgürlügünü örgütleyemezse, taleplerini birlikte yaşadığı halklara kabul ettiremezse kimse özgürlügün kırıntısını bile vermez.
Gelecekte Zazalarla federal ya da otonom birlikler kurmak istediklerini söyleyenler, bugünden Zazaların diline, kültürüne, topraklarına, ulusal haklarına saygı göstermelidirler. Güven verici adımlar atmalıdılar.

Kürtçe Yayına Gerici Tepkiler
TRT´nin Kürtçe yayına başlaması çok tepki aldı. Demokratlar, kültürlerin özgürleşmesini isteyenler bu adımı yetersiz görmekle birlikte, olumlu değerlendirdiler. Bir halkın dilini yasaklamak kabul edilemez. Bunun adı kültürel soykırımdır. Diller her alanda özgür ve eşit olmalıdır. Birlikte yaşamanın önde gelen koşullarından birisi de budur.

Kürtçe yayına karşı çıkanlar da az değil. Faşist partiler, her türden Türk ırkçıları bu gelişmeye karşılar.

Faşistleri haklı bulmasak da anlayabiliriz. Faşizm ırkçılıktır. Öteki kültürlere düşmanlıktır.

Anlaşılması zor ama, Kürtlerin bir kısmı da Kürtçe yayına karşı çıktı.

Bunu nasıl anlamak gerekiyor?
Devlet sadece Türkçe mi yayın yapmalı.
Hem Kürtlerin özgürlügünü istiyorum, Kürtlere özerklik istiyorum diyeceksin ama, Kürtçe yayına karşı çıkacaksın!
Bu açık bir çelişki.

Komplo teorilerine pek inanmam, yine de bu işte bir acayiplik var.
Acaba Türk ırkçıları balans ayarını bu sefer bazı Kürtlere mi yaptırıyor? Kesin bir şey diyemeyiz. Şu kadarı açık. Kürtçe, Zazaca yayına karşı çıkmak sonunda Türk ırkçılığını güçlendiriyor.
Kürtçe yayını olumlu görüp Zazaca yayın talebimiz bu çevreleri çılgına çevirdi. Zazaca televizyon talebimizi en büyük ihanet olarak gördüler. Bunlara göre Zazaca televizyon olmamalı. Zazalar Türk televizyonlarından Türkçe, Kürt televizyonlarından Kürtçe dinlemeli, arada sırada bir-iki türküyle yetinmeliler.

Bunların demokratlığı, özgürlükçülügü bu kadar.
Zazaca televizyon yayını bunların da katkılarıyla engellendi.
Öteki lehçecilerimiz sanki başka bir gezegende yaşıyorlarmış gibi sessizlige gömüldüler. En iyilerinden birisi, Diyarbakır´dan Kürtleri adına 6 saat yayın“ istedi.

Bir gün 24 saat. Kendi dilinde 6 saati yeterli gördügüne göre, Zazalığı bir çeyrekten ibaret.

Gerekçesi de acayip. Kürtlerin nüfusu ile Zazaları oranlamış, Zazalar Kürtlere göre az olduğundan 6 saati yeterli görmüş. Kürt nüfusu ile Zazaların hakları arasında ters orantı kurmuş. Kürtler çoğaldıkça, Zazaların hakları küçülecektir. Yazık. Bağımlılık insanları ne hale düşürüyor.

Sağa-sola kıvırmaya, ondan-bundan icazet dilenmenize gerek yok.
Eğer Zazaysanız, -olmak mecburiyetinde de degilsiniz- en azından demokratsanız size asgari bir çerçeve çizeyim:
Zazaca üzerindeki tüm yasak ve engellemeler kalkmalıdır. Zazaca okullarda, basın-yayında, devlet kurumlarında öteki dillerle eşit olanaklara sahip olmalıdır. Biz kendi ülkemizde kimsenin azınlığı olmak istemiyoruz.

TRT’nin Kürtçe yayınına yarım yamalak bir tepki de Vatecilerden geldi. Vateciler TRT´nin Zazaca yayınını „komik dercede az“ görmüşler. Kimbilir, belki onlarda 6 saat istiyorlardır. Aman ha fazla istemesinler. Kimsenin gönlünü kırmasınlar. Yanlız TRT´de kendi alfabelerinin kullanılmamasına çok kızmışlar. Onlara göre TRT´nin buna hakkı yokmuş.

Devletin Zazaca´yı Kürtçe´nin lehçesi görüp, Zazalara ana lehçe Kurmanciyi dayatmasına bir şey dememişler. Diyemezler. Kendi görüşleridir.

Yalnızca TRT degil, Zazaca´nın özgürlügünü savunmayan, Zazaca´yı başka dillerin kuyruğuna bağlayan hiç kimsenin dilimizle, alfabemizle oynama hakkı yoktur. Buna Vateciler de dahildir.
Zazaca televizyon talebimiz güncelligini korumaktadır.

Lehçecilerimiz dilimizin yok oluşuna bilerek ya da bilmeyerek ortak olmak istemiyorlarsa, hiç degilse Kürt arkadaşlarına bakıp dilimizin özgürlüğünü savunmalıdırlar.

Lehçe teorisinin son kullanma tarihi geçmiştir. Gericidir. Kürtleri ve Zazaları birbirine yabancılaştırmaktadır. Kürt hareketinin demokratlaşmasının önündeki en büyük engellerden birisi de lehçeciliktir.

Kürdün Yaşadığı Yere Ne Denir?
Bu soruya en iyi cevabı Kemal Burkay verdi. Ben Zaza Yurtseverligi isimli yazımda buna değinmiştim. Burkay Kuzeyli Kürtlerin yetiştirdigi en önemli aydınlardan birisi. Demokrat, sosyalist bir insan. Kürt hareketinin birbirleriyle ilişkileri, Kürt-Türk ilişkileri konusunda kabul edilebilecek görüşleri var.

Ne var ki Burkay´ın demokratlığı, sosyalistligi Kürt-Zaza ilişkisine gelince bitiyor. Geleneksel görüşün dışına çıkamıyor. Hatta partisi çözüme örnek olarak Güney Kürdistan´ı gösteriyor. Burkay kendine demokrat. Kendisi için demokrasi istiyor. Íç tutarlılığı yok.
Bakın Kürdistan´ın anlamını nasıl açıklıyor.

„Bizim Kürtçede gül bahçesine “gulistan” karınca yuvasına “mûrîstan”, ormana da “daristan” denir. (Gul: Gül, Mûrî: karınca, dar: ağaç).

Bir halkın yaşadığı ülke de böyle adlandırılır: Afganistan, Kazakistan, Tacikistan, Türkistan, Pakistan, Hindistan, Arabistan, Ermenistan ve de Kurdistan…

Bu “istan” takısı İrani dillere özgüdür, Kürtçede de, Farsçada da vardır.“

Burkay´a sormak hakkımızdır.

Bir ağacın, karıncanın dahi ülkesi oluyor da, Zazaların neden omuyor?

Söylemesi zor mu?
Yoksa güneşin altında Zazalara ait bir parça toprak yok mu?
Kürdün yaşadığı yere Kürdistan deniliyorsa, Zazanın yaşadığı yere ne demek gerekiyor?

Artık görülmesi gerekiyor. Zazaların inkarı Kürtlerin haklı özgürlük mücadelesine gölge düşürüyor. Kürt hareketini gericileşmeye zorluyor. Demokratikleşmenin önünü kapatıyor. Bu çizginin size de bir yararı yok. Kürtler Arap, Fars ve Türklerin yolundan gitmemelidirler.

Özgürlük ve demokrasi dısındaki çözümler, çözümsüzlüktür.
Sait Çiya