Uyan artık uykudan uyan
Uyan esirler dünyası
Zulme karşı hıncımız volkan
Bu ölüm-dirim kavgası
 
Yıkalım bu köhne düzeni
Biz başka alem isteriz
Bizi hiçe sayanlar bilsin
Bundan sonra herşey biziz.
 
Bu kavga en sonuncu
Kavgamızdır artık
Enternasyonal’le
Kurtulur insanlık
 
Tanrı, patron, bey, ağa, sultan
Nasıl bizleri kurtarır
Bizleri kurtaracak olan
Kendi kollarımızdır
 
İsyan ateşini körükle
Zulmü rüzgarlara savur
Kollarının bütün gücüyle
Tavı gelen demire vur
 
Bu kavga en sonuncu
Kavgamızdır artık
Enternasyonal’le
Kurtulur insanlık
 
Hem fabrikalar, hem de toprak
Her şey emekçinin malı
Tufeyliye tanımayız hak
Her şey emeğin olmalı
 
Cellatların döktüğü kan
Bir gün onları boğacak
Bu kan denizinin ufkundan
Kızıl bir güneş doğacak
 
Bu kavga en sonuncu
Kavgamızdır artık
Enternasyonal’le
Kurtulur insanlık.
 
Söz: Eugene Pottier (Paris 1871)
Müzik: Pierre Degeyter (1888)
Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
 
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde
1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
 
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
 
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir
 
1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
 
Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
 
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler
1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
 
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
 
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor
 
Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir gider
 
Söz ve Müzik : Sarper ÖZSAN
Bu kadar zaman sonra olaya ürkek biçimde el attığınız için günaydın diyeyim…
“Kesis’in Torunları – Dersimli Ermeniler’’ adında kitap yaz ondan sonra ‘’Vankın çocukları’’ adında film çevir, ondan sonra Fransa’ya gidip ‘’Dersim meclisinde’’ yer al olacak şey değil.
Öbürü de Sarkis’in Dersim Ermenidir diye yaptığı çıkış için ona itiraz etmiş, doğruyu söylemesi için özelden yazmış, yazdığını da sayfasında paylaşmış. Olay nedir söylediğini bir de bana söyle diye ikrara ya da tekzipe çağırmış. Onun söylemesine ne gerek var sizin Dersim meclisinizin asli kurucu üyesi Ermenicilik yapıyor. Önce ona bir şey söyle…
 
Sizin o Ermeni dostlarınız Dersim halkını topyekun Ermeni yapmaya çalışıyor. Arkalarında Ermenistan ve diyaspora var. Vurabildikleri kadar vuruyorlar.
Adam Fransa’ya Dersim meclisi kuruluş toplantısına gidip geliyor tekçi anlayışa karşıyım diyor. Size soruyorum sizin Ermeni dostlarınız tekçi değil mi ? Onlara söyleyecek lafınız yok mu ? Adamlar Dersim’in son ferdine kadar Ermenidir diyorlar. Bunu fanatik milliyetçilikten gözleri kör olmuş Hatspanian denen kişi konferansda o Deniz Karakaş denilen kadına Dersim % 100 değil % 1000 Ermenidir diye söylüyor.
Bu yalanları duyduğumuz zaman şoktan soka giriyoruz.
 
Konu şöyle cereyan ediyor Deniz Karakaş’dan olduğu gibi aktarıyorum…
 
——‘’100 yılda yüzleşemediğimiz Ermeni Soykırımı adlı Konferans’da Sarkis Hatsapaniyan “Ermenistan’dan Kadınlar Dersim gelip Zazaki/Kırmançki konuşan çocuklara Ermenice öğretecek.” dedikten sonra ben “38’de Soykırım’a uğramış, 80’ler, 90’lar ve bugünde hala savaş ortamında dili yok olmaya yüz tutmuş
Dersim’den somut ne bekliyorsunuz?” diyince çok sinirlendi, zaten azarlayarak, bağırarak, tokatlayarak, döverek konuşan biri.
Molada bana “Dersim yüzde bin Ermeni, yüzde yüzde değil yüzde bin Ermeni” dedi.
Dersim’i Türk’ler Türkleştirmeye, Kürtler Kürtleştirmeye ve Ermeniler ermenileştirmeye, DSİ HES projeleri ile suya boğmak istiyor.
Dersim’in dili, kültürü, inancı hiç sayılıyor. Dersim’in payına da düşen bu…
Paylaşılamayan cennet Dersim’in heybetli dağ başlarında Kırmancıye’nin mis kokulu, rengarenk çiçekleri, ağıtları, türküleri, kalmayacak.
Hefe Kırmanciye…’’——
Deniz Karakaş
 
Ermeni, Türk, Kürt kimliği, dili, kültürü, gelenekleri yok olma tehlikesi yaşamıyor. Onların bunları yaşatacak koşulları mevcut ama Dersim-Kırmanc-zaza kimliği, dili, kültürü yok olmakla karşı karşıya. Hakkaniyet, vicdan, adalet, insanlık yok olmak üzere olan kimliği kurtarmaya çalışmayı gerektirir. Bunu yapmayan adam Dersim aydını olamaz. Hiçbir yerin aydını da olamaz. Bu kadar Ermeni çalışması yapacaksanız Ermeniyiz deyin olsun bitsin. Dersim halkı Ermeni halkıdır deyin olup bitsin. Halk da ne olduğunu söylesin bizde ona göre hareket edelim. Film çeviren, kitap yazan adamlara soruyorlar Dersim’im asli kimliği için ne yapacaksınız ? diye adamlar cevap bile vermiyorlar.
 
Dersim’li çocuklar sınavda üstün başarı göstermişler. Bir Ermeni de değerli bir dostumuza bunlar Ermeni olduğu için ya da Ermeni tarafı olduğu için başarılıdırlar diyor. O arkadaş da olabilir diyor. Sanki Ermeni olmayan başarılı olamayacakmış gibi peşin akıl yürütüyorlar…
 
Dersim halkı da bu kadar boş bir halk demek ki sizlerin bu garipliklerinize sessiz kalıyor. Sosyal medyaya girdiğim yıllarda hemşehrilerimle bir araya geldiğim için çok büyük heyecan yaşamıştım ama hemşehrilerimiz halkı da aydını da boşmuş. Eski hevesim, heyecanım kalmadı. Çok garip, Türk kendini biliyor, Kürt kendini biliyor, Ermeni kendini biliyor bizim hemşehrilerimiz kendini bilmiyor. O asimilasyoncu, düşman kimlikler kendini bilmekle de kalmıyorlar bize kendi kimliklerini empoze etmeye çalışıyorlar.
Aydının görevi ilk önce bunlara itiraz etmektir…
Recep Gül – 2 Mayıs 2016

Marks ve Engels, entelektüel gelişmelerinde büyük Alman filozoflarına, özellikle de Hegel’e çok şey borçlu olduklarını sık sık belirtmişlerdir. “Alman felsefesi olmasaydı” diyor Engels, “bilimsel sosyalizm hiç bir zaman kurulamazdı”.

(Friedrich Engels, Almanya’da Demokratik Devrim, “Köylüler Savaşı”, Önsöz, Sol Yayınları, s. 30.)

Feuerbach, spekülatif Alman felsefesi olarak adlandırdığı Hegel’in felsefesini (idealizmini) hedef almaktadır. Onun Mutlak Tin : İdea : Evrensel Düşünce : Tanrı üzerine oturttuğu felsefesini temelden yıkmaya girişir. 1841’de kaleme aldığı Hristiyanlığın Özü adlı eserinde şöyle der Feuerbach :

‘’Düşünceden yola çıkarak nesneleri değil, nesnelerden yola çıkarak düşünceyi üretiyorum. (….) Hegel felsefesine şiddetle karşı çıkıyor, gerçekliği ve maddeliği ise (…) kendime yakın buluyorum.
Profesör Ludwig Feuerbach, Hristiyanlığın Özü, çeviren Devrim Bulut, Öteki yayınları, 2004

Marks, bu dönemde Ludwig Feuerbach’ı dikatle izlemektedir. Ludwig Feuerbach, Hegelci felsefeye yüklenmeye devam etmektedir.

‘’Hegelci mantık, akla ve güncele getirilmiş, mantık haline sokulmuş teolojidir. (…) Mutlak tin, Hegelci felsefede hayalet olarak hala kol gezen teolojinin ölü ‘’tin’’idir. Teoloji hayaletlere duyulan ihtiyaçtır.’’

‘’Hegelci felsefeyi terk etmeyen hiç kimse, teolojiyi de terk etmiyor demektir. Doğanın, realitenin İdea tarafından koyulduğunu öne süren Hegelci öğreti, doğanın tanrı tarafından, maddi varlığın maddi olmayan yani soyut bir varlık tarafından yaratıldığını savunan teolojik öğretinin akılcı ifadesinden başka bir şey değildir.’’
Ludwig Feuerbach, Felsefe Reformu İçin Geçici Tezler, Geleceğin Felsefesi İçinde, Say Yayınları, 2006, 67-68-69

Ludwig Feuerbach düşünceyi, İdeayı, özne yapmaktan çıkarmış, Doğayı, dünyayı, maddeyi özne yapmıştır. Bir başka ifadeyle Doğa, madde özne, İdea yüklem olmuştur. Böylece ters giden Hegelci felsefe düzeltilmişti.

Mark, önceleri eleştirel yaklaşarak desteklediği Ludwig Feuerbach felsefesinden daha sonraları ayrılmıştır. Bunun temel nedeni şuydu; Marks’dan aktaralım;

‘’Özdeyişlerinde Ludwig Feuerbach’dan ayrıldığım tek noktayı, onun doğaya kanımca çok önem vermesi ve siyasete yeterince önem vermemesi oluşturuyor. Oysa güncel felsefe ancak siyasetle birleşmek koşuluyla tamamen gerçekleşebilir.’’
Marks’tan Ruge’ye mektup, 13 Mart 1943 , Aktaran Auguste Cornu, Hegel’in Hukuk Felsefesi içinde s.213

‘’İnsanı yapan din değil, dini yapan insandır. Yani din, henüz kendine erişmemiş ya da çoktan yitirmiş insanın sahip olduğu kendinin bilinci ve kendinin duygusunu oluşturuyor.’’
Karl Marks, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı, çev. Kenan Somer, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi içinde, Sol Yayınları, 191-192

Marks, Hegel’ci felsefeyi eleştirmeye başladığında din ve idealizm konusunda Feuerbach ile aynı eksene düşer. Fakat dini Feuerbach gibi soyut bir yerde aramaz, insanda, toplumda ve devlette arar. Öyleyse dini karşıya almak devleti toplumu karşıya almaktır. Daha doğrusu egemen sistemi karşına almaktır. Marks’tan aktarmaya devam edelim;

‘’İnsan, dünyanın dışında her hangi bir yere çekilmiş soyut bir öz değil. İnsan, insanın dünyası, devlet, toplum anlamına geliyor. Bu devlet, bu toplum, dünyanın tersine çevrilmiş olan dini üretiyor.’’
Karl Marks, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı, çev. Kenan Somer, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi içinde, Sol Yayınları, 192

Marks, Feuerbach’ın aksine somut olarak dinin bulunduğu yeri böyle açıkladıktan sonra şunları ekler.

‘’Din insanal özün doğaüstü gerçekleşmesini oluşturuyor, çünkü insanal öz gerçek kimliğine sahip bulunmuyor. Öyleyse dine karşı savaşım vermek, dolaylı olarak tinsel aromasını oluşturduğu dünyaya karşı savaşım vermek anlamına geliyor.’’
(……)
‘’Dinsel üzüntü bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını oluşturuyor. Din halkın afyonunu oluşturuyor.’’
Karl Marks, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı, çev. Kenan Somer, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi içinde, Sol Yayınları, 192

Marks burada sahte mutluluğun yerine gerçek mutluluğun koyulmasını önerir. Dinin, kutsallığın yarattığı yabancılaşmaya işaret eder. Orada durmaz yabancılaşmanın kutsal olmayan gerçek yaşamda ki yapılarını da hedefe alır. Bunu anlamı şudur; dinin eleştirisinden sonra siyasetin, devletin, toplumun, hukukun kısaca işleyen kutsal olmayan yapılarında eleştiriye tabi tutulmasıdır.

Mark, yabancılaşma konusunda, Feuerbach’ın yaptığı gibi felsefeyi sadece kutsal dinin üzerine sürmekle kalmaz, toplumun, devletin, siyasetin de üzerine sürer.

‘’İnsanın öz yabancılaşmasının (kendi kendine yabancılaşmasının) kutsal biçimlerini bir kez ortaya çıkardıktan sonra, kutsal olmayan biçimleri içindeki öz yabancılaşmayı da ortaya çıkarmak, ilkin tarihin hizmetinde olan felsefenin görevi oluyor. Böylece gökyüzünün eleştirisi yeryüzünün eleştirisine, tanrı bilimin eleştirisi de siyasetin eleştirisine dönüşüyor.’’
Karl Marks, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı, çev. Kenan Somer, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi içinde, Sol Yayınları, 193

Marks topluma bakışında felsefenin dışında kalan toplumsal hareketleri, örgütleri, partileri eleştirir, felsefeyi-teoriyi savunup, tartışıp pratiğe uygulamayanları da eleştirir. Kısaca felsefeyi pratikle kaynaştırmanın gerektiğini ileri sürer. Devamla Marks şöyle der;

‘’Almanya’nın kurtuluşu insanlığın kurtuluşu anlamına geliyor. Bu kurtuluşun başını felsefe, kalbini de proletarya oluşturuyor.’’
Karl Marks, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı, çev. Kenan Somer, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi içinde, Sol Yayınları, 209

Marks, Hegel ve Feuerbach felsefelerini konu aldığı bu ilk önemli çalışmalarında proletaryanın kurtarıcı olacağını ileri sürmektedir. Ancak gelecek toplumun komünist toplum olacağına ilişkin teorilerini geliştirmemiştir. Marks’tan alıntı yaptığımız bu eserinde reformu değil devrimi savunduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca diğer felsefecilerden farklı olarak mülkiyet ilişkilerine de açıkça saldırmaya başlamıştır.

‘’Diyalektik yöntemim hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için “fikir” adı altında kişileştirip bağımsız bir özneye dönüştürdüğü düşüncenin hareketi, bu “fikir”in yalnızca görüngüsel bir biçimi olan gerçekliğin etken gücüdür.
Benim içinse tersine, düşüncenin devinimi, insan beynine taşınmış ve orada farklı bir bağlamda yer alan gerçek hareketin sadece bir yansımasıdır.’’
(K. Marx,”Kapital”, I. cilt, almanca ikinci baskıya önsöz, 24 Ocak 1873)
(………)

‘’Hegel, bir şeyi başka bir şeyle karıştırması sayesinde diyalektiği gizemcilikle bozmasına rağmen, bu, bütünlüğü içinde hareketi ilk defa ortaya koymuş olanın o olduğu gerçeğini değiştirmez. Hegel’de diyalektik tepe üstü yürür; tamamen akla uygun kendine özgü niteliğini bulgulamak için onu tekrar ayakları üzerine koymak yeter.’’
(K. Marx,”Kapital”, I. cilt, almanca ikinci baskıya önsöz, 24 Ocak 1873)

Mark, Hegel’in bir öğrencisi olarak, hem onu devam ettirdiğini, hem eleştirdiğini, hem derin bir değişikliğe uğrattığını, hem de gizemden kurtardığını açıklamaktadır. Marks’dan aktarmaya devam edelim.

Hegel’le olan ilişkim çok basit. Ben Hegel’in bir öğrencisiyim ve bu seçkin düşünürü gömmüş olduklarını sanan ardıllarının o ukalâ lâfazanlıkları, açıkça söylüyorum, bana gülünç geliyor. Ama yine de ustamı eleştirmek gibi bir tavır takınmakta, diyalektiğini gizemcilikten kurtarmakta ve böylece onu derin bir değişikliğe uğratmakta hiçbir beis görmedim.
K. Marx, “Kapital”, II. Cilt

Recep Gül – 17 Nisan 2017

Kızıldere olaylarına Mahir Çayan’a olan ‘’sevgim’’ yüzünden katıldım, ‘’hatalı’’ hareket ettiğimi ve hatalı davrandığımızı fark etmiştim ancak örgütsel disiplin meselesi yüzünden ‘’ikazda’’ bulunamıyordum. Mahir mutlak nüfuz sahibi idi ve her söylediği kanun hükmünde idi’’
 
Kızıldere olayından yaklaşık 1 sene sonra Kürkçü yine olayda öldürülen İngilizler için ise şunları söylemekteydi:
 
“Ben hayatımda hiçbir zaman duymadığım sesleri, görmediğim şeyleri, pek az kişinin görebileceği, duyabileceği sesleri duydum, kan sesi duydum. Artık arkadaşlarımın bu meselede hiçbir sorumlulukları kalmadığı halde, İngilizlerin ‘’boşu boşuna’’ akan kanlarının seslerini duydum.’’
 
silaha sarildigim icin tarihe karsi ve kendi halkima karsi suc isledigim inancindayim
 
Mahir Çayan’ın tesiri altında kaldık , bütün felaketler dizisi zaten bunun yüzünden meydana gelmiştir.. Kaprisleri için 13 insani hiç düşünmeden ölüme attı.
 
Ertugrul Kürkçü mahkeme ifadeleri
Suriyeli mültecilerin vatandaşlığa kabul edilip edilmemesi ve bir yere yerleştirilmesi konusu tartışma gündeminde…
 
Karşı çıkanlar var karşı çıkanlara karşı çıkanlar var. Suriye’lilere vatandaşlık verilmesi ve yerleştirilmesini savunanlar arasında Kürt milliyetçi hareketini destekleyen ”demokrat”, ”sosyalist”, ”ilerici”, insan haklarını savunur görünümlüler de var…
 
Gel gelelim destekledikleri Kürt milliyetçi hareketinden eski ”eş” başkanlardan günümüz milletvekillerinden Sebahat Tuncel Suriye’lilerin Kürt bölgelerine yerleştirilemeyeceğini söyledi…
 
Kürt milliyetçi hareketi Suriye’lilerin kendi yanlarına yerleştirilemeyeceğini söyledi mi Türk milliyetçileri de söyler. Birine bir şey diyemezsen öbürüne de bir şey diyemezsin…
 
Kürt milliyetçi hareketinin savunuculuğunu yapan Türk ”sosyalistleri” önce Suriye’lilerin Kürt bölgelerine yerleşimini ve vatandaşlığa geçişini savunmalıdırlar…
 
Öyle hikaye okumak, bu işin etrafından dolaşmak, göz boyamak olmaz…
Recep Gül 11 Temmuz 2016
Bunlar daha düne kadar bir birinin kıçından bir yere ayrılmıyorlardı. Askeri ve sivil bürokraside Fethullah’ın adamlarını hızla yükselten Tayyip’ti.
 
Şimdi bir taraf darbeci bir taraf demokrat olmuş.
 
Tayyip’in adamları Fethullah’ın adamlarına hain diyorlar. Madem haindiyseler yıllarca nasıl bir arada yaşadınız ? Her iki kanadında demokratlıkla alakası yoktur. Her iki kanatta asla demokrat olamaz.
 
Sokakta gördüğümüz insanlar papağan gibi darbe tehlikesi önlendi, demokrasi kazandı gibilerinden analiz yapmaya çalışıyorlar.
 
Bize karşı 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi gerçekleştiğinde bütün toplum sus pustu. Hiç kimse analitik değerlendirme yapmıyordu. Demek darbe, katliam, işkence, infaz bize karşı yapılınca o malum analistler sessiz kalıyorlar kendilerine karşı yapılınca demokrat kesiliyorlar. Öyleyse kusura bakmayın kendinizi bize demokrat olarak yutturamazsınız.
 
Daha düne kadar Evren’i göklere çıkaran, onunla her platformda yan yana gelen AKP hükümeti ve yandaşlarıydı. Referandumda Evren’in yargılanması istenmiş olmasına rağmen yargılamada ayak diretildi ve Evren eceliyle öldü.
 
Evreni koruyan sadece AKP ve tayfası değildi bütün düzen partileri korudu. Darbe bana karşı yapıldı diye numara yapan Demirel bile Evren’le yan yana gelerek okul açılışları yaptı. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesini bütün düzen partileri ve ordu birlikte yaptılar. Düzen partilerinin 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinden hesap sormamaları bundandır.
 
12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin arkasında ABD ve işbirlikçi tekelci burjuvazi de vardı. Bize saldırıp silindir gibi ezen darbe cephesi çok geniş bir düzen blokuna dayanıyordu.
 
Hayat acımasızdır, kimsenin gözünün yaşına bakmaz.
 
Darbe yapmaya kalkıp da yapamayanın kellesi gider. Hangi rejim olursa olsun kendisine karşı silahlı kalkışmada bulunan, darbe yapma girişiminde bulunan güçleri ezer.
 
Ülke ekonomisi uluslar arası ekonomiye entegre olmuş. O uluslar arası ekonominin istemediği bir darbeyi Fethullah hoca gibi adamlar gerçekleştiremezler.
 
Bu ülkede her önüne gelenin darbe yapmasına izin vermezler.
 
Ülkenin asıl sahipleri ve yöneticileri olan ABD emperyalizminin ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin onayı olmadan darbe yapamaya çalışmak hüsranla biter.
 
Darbe yapmaya kalkanlar hem politik hem de askeri stratejilerini doğru çizemediler.
 
Sürekli darbe tehlikesi yaşanan ülkede herkesin kellesi koltuğunun altındadır. Hiç kimse rahat yüzü göremez.
 
Her siyasal akım kendisine demokrat biz de kendimize demokrat olacağız. Biz de mücadelenin merkezine işçi sınıfını ve ittifaklarını koyarak kendi bayrağımızın altında yürüyüp kendi iktidarımızı kuracağız.
 
Bütün karşı devrim blokunun karşısında olduğumuz gibi karşı devrim blokunun içinde yaşanan olayların tarafı olmayacağız…
Recep Gül – 13 Eylül 2016